|
"O" ve Divane Kuşları |
 |
Yıllar önceydi. Yıllar öncesiydi. Büyümeye yüz tutan şehirde ileri gelenler , topladı . – Bir şey yapalım dediler . Güzel olsun ! Emsal teşkil etsin .
|
Ve gerçekleştirdiler . Şehrin meydanına bir heykel diktiler. Şehrin simgesi olsun için . Çok güzeldi . Herkes , her şey onda kendinden bir şeyler buluyor , şehir onu , o şehri seviyor idi. Küçük çocuklar onda kendilerini görür genç aşıklar onda aşklarını tazeler , o gençlerin ifadesi , ehli kamil’in hızı olurdu. Bir zaman geldi o kadar ün saldı ki ülkeye , çevre şehirlerden insanlar o’nu görmeye geliyordu. Sabahlıyordular çevresinde . O mutlu şehirde mutluydu. Genç kızlar onun renklerini oyalarına nakşeder , babaaneler ördükleri kazaklarda onun renklerine yer verirlerdi. Öyle bir zaman geldi ki şehir bir başka yöne doğru genişlemeye , gelişmeye başladı . Bilinç , çarpık yapılanma , her geçen gün şehri ondan , onu şehirden kopardı. Onun değerini bilemeyenler , bir başka yerlerde başka değerler yaratmaya çalıştırlar. Ama yapılanma/yapılanamama şehri ondan onu şehirden uzaklaştırıyordu. Her yıl her yıl çevresindeki insanlar azalmaya başladı. O’nu terk etmeyenlerde vardı. “Divane Kuşları” Yağmurda / çamurda , karda / kışta , soğukta / sıcakta . O ve divane kuşları etle kemik gibi olmuşlardı. O tüm yalnızlığına rağmen hiçbir zaman yalnız kalmadı. O’nun en büyük yoldaşıydı , Divane kuşları… Onu bina edenler onu öyle bir yere koymuşlardı ki , şehir insanının , ona gönül verenlerin sevgisi , vücudunda elmas , altın , zümrüt olarak hayat bulmuştu.Ama bunu bir o birde şehrin ileri gelenleri biliyordu. Şehirde kim sıkıntıya düşse kuşlar ona haber veriyordu. O da vücudundan bir elması kuşa veriyor –götür bunu ona ver , işi görülsün diyordu. Bu durum öyle bir hal aldı ki , alışkanlık haline geldi. Şehrin dinamikleri her durum ve şart altında Ona başvurdular , bir daha , bir daha zümrüt , yakut ve elmasları ondan aldılar. Bu yıllar boyu sürdü.
Kuzey rüzgarları onun vücuduna vururken , artık bedenini süsleyen elmaslar yakutlar artık yoktu. Yok edilmişti . Divane kuşları ve “O” yalnızlığın derin demlerindeydiler. O’nun harap düşmüş vücudu Divane Kuşlarından başka kimseye ilham vermiyordu.
Bir gün o şehrin Belediye Başkanı şehri teftiş ederken , gözü ona takıldı . –Bu ne çağdışı görüntü ! Yıkmak ve yerine çağımıza uygun bir şeyler yaratmak lazım ! dedi. Yıkmak ne demekti ? Onu bina edenler onu çağlar üstü bir değerle bezemişlerdi. O’nun nüvesinde Emsal teşkil etmek var iken nasıl olurdu da çağ o’na emsal teşkil edebilirdi ? O’nun yüzündeki acı gülümsemeyi sadece Divane Kuşları görebildiler.
Ve Divane Kuşları yeni bir baharın başlangıcında , onun misyonunu tekrar şehre hakim kılmak adına , onun öğretilerini betimleyen bayrakları şehre astılar. O burada ve her şeye rağmen hala ayakta!! diye haykırıyorlardı.
Ve bir sabah , onun öğretilerini betimleyen bayrağı gören küçük bir çocuk koşar adımlarla ona geldi . – Seni seviyorum , Seni ölünceye kadar da seveceğim! dedi .O ; sen kimsin ? diye sorduğunda ; benden sonra gelecek divane kuşlarının öncüsüyüm ‘ dedi. Seni her zaman şaşaalı görmeye alışmış yürekler , her geçen gün senden bir şey alırken ve şimdi sana sırt dönenler bir gün gelecek benim ardımdan öbek öbek sana doğru uçacaktır. Sen ne maddesin , ne mana. Bu halk senin “biz” olduğunu er geç öğrenecektir , benim olduğum gibi . Ve ben ! biz diyenlerdenim dedi.
Öğretiler bir bir indirilirken , adı “çevre kirliliği” yaratıyor diye konuldu. Divane kuşları öğretilerin kaybolduğu yerlerde , civciv’lerini kaybeden “gurk tavuk” gibi telaşla uçarken kime ne için gözyaşı dökeceklerinin kargaşasındaydılar. O kargaşa içinde küçük çocuk , ben o’yum ve onu çok seviyorum! yazan küçük afişler yazdı. Küçük ama bir o kadar da büyük elleriyle , esnafa dağıtmaya başladı. Bu ney ? diye sorduklarında ; BİZİZ diyordu. –Lütfen bu afişi asarmınız ? dediğinde zamanında O’nu kendisiyle özdeştiren nefisler’in gözleri pırıl pırıl oluyor –Elbette cevabıyla karşılaşıyordu. Küçük çocuğun da gözleri parlamıştı. Daha da bireylere inmeli diye düşündü .Yakalara iliştirilecek yüzlerce , binlerce kağıttan rozet yaptı. Üzerinde –Onu seviyorum ! yazıyordu.İlk hedefi bir semt pazarı oldu. Tezgah sahiplerine rica etti . –Bunları yakalarınıza takmama izin verirmisiniz ? Herkesin gözleri parladı . Onda kendinden bir şeyler olduğunu anımsadılar . –Elbette dediler , -Elbette…… Ve bir anda tezgahların renkleri değişiverdi. Kankırmızı domateslerin yanına , gece karası üzümler diziliverdi. Bir yaşlı teyze küçük çocuğa seslendi –Bakarmısın evladım , bende o rozetten takmak istiyorum -Memnuniyetle hanımefendi , buyurun. –onu bende çok seviyorum evladım. Rahmetli eşim her cumartesi onu sayıklardı. Yarın işim var , ona gideceğim derdi. O kim dediğimde 2.aşkım der bende onu kıskanırdım. Her Pazar koşa koşa ona giderdi. Şimdi belki onunla. Ve onu bende çok seviyorum evladım dedi. Bu hareket dalga dalga şehre yayıldı. Şehrin yaymış olduğu sevgi huzmesi , tekrar ona elmasları , zümrütleri geri verdi. Ve öbek öbek halk divane olup ona doğru uçmaya başladılar.
“o nun “ adı ESKİŞEHİRSPOR!!!! “O” şehrin ortak paydası .
|
Bu haber 1176 defa okundu.
Yazan : Esalettin ÖZTÜRK
Kaynak :
|
|
|