Bir önceki yazımı şu şekilde bağlamıştım:
“... idealize edici bütün yorumların başlangıçtaki nesnellik iddialarını kaybetmeye mahkum olduğunu bilerek hareket ediyorum. Dolayısıyla bence, futbol hakkında düşünürken onu yüceltmekten ya da yermekten çok eğrisiyle doğrusuyla gerçekliğini keşfetmenin yollarını aramak daha yerinde ve iyi niyetli bir çaba olabilir. Konuya bu perspektiften yaklaştığımızda futbolun bu övgüye değer “adil düzen” niteliğinin dünyada ve ülkemizde hayli yıpratıldığını ve giderek kitlelerin midesini bulandıran bir kokuşmuşluğun futbolu kısırlaştığını görmemek mümkün değildir.”
Futbolun nasıl ve kimler eliyle yıpratıldığına dair sayısız örnek, oldukça açık biçimde, medyalardan zihinlerimize boca ediliyor. Konunun bu yönü üzerinde fazlasıyla durulduğu için daha başka bir argüman geliştirmek istiyorum.
Futbol gibi dinamik bir olgu üzerine kafa yormak, bizi, sürekli yeni kavramlarla düşünmeye zorluyor. Kuşkusuz yapmaya çalıştığımız şey ucuz laf kalabalığıyla dikkat çekmek değil. Futbola ilişkin yakaladığımız, belki de son derece ‘bariz’ olduğu için ‘gözden kaçan’ kimi detayları bu satırları okunmaya değer bulanlarla paylaşmak, o kadar.
Oyunun (=futbol), yapısını saydamlaştırabilme, onu kavrayabilme hazzı, futbolun bilinçli ‘okuruna’ ve ‘seyircisine’ tanıdığı bir ayrıcalık ve zevktir. Oyunun parçalarıyla, tıpkı bir iskambil oyuncusunun kartlarla oynaması gibi oynamayı ve başka oyuncuların ‘davranışlarını’ da kavramayı öğrenmiş kişi, bu hazdan payını alır. Gerçekten de, iskambil oyunları, mantıkla, zekayla ve yapıcı/kurucu becerilerle bilinmeyene tepki gösterme biçiminde bir ‘erkek’ eğlencesinden başka bir şey değildir. İşte iskambil kağıtları gibi futbolda da, kesin olmayanın, rastlantısal olanın sınırlarını daraltıp onu altetmek; ona karşı zafer kazanmak, yeteneklerini geliştirenler için rahatlıkla söz konusudur.
Bu ise bir tür ‘bilinç’ gerektirir.
Soyut bir kavram olarak bilinç çok muğlak görülebilir. Fakat oyun özelinde değerlendirdiğimizde bizi, bir dizi, ‘anlayışa’ ilişkin ‘yorumlama biçimine’ yönlendiriyor. Ana hatlarıyla sıralamaya çalışalım:
-
Futbolda bilinç, en başta oyunun saf niteliklerinden haberdar olmayı gerektiriyor
-
Futbolda bilinç, oyunun saf niteliklerinin her an bozulmaya eğilimli olduğunu kabul etmeyi gerektiriyor
-
Futbolda bilinç, (diğer bir çok sosyal olguda olduğu gibi) herşeyin bilmemiz istenenlerle sınırlı olmadığının ayırdında olmayı gerektiriyor
-
Futbolda bilinç, futbola hakim sistemin direktiflerinin, çoğu zaman güvensiz olduğunu bilmeyi gerektiriyor
-
Futbolda bilinç, oyunun sadece sahada oynanmadığını ‘görmeyi’ gerektiriyor
-
Futbolda bilinç, rasyonel bir taraftarlığın ‘çekirdekçilikle’ alakasının olmadığını idrak etmeyi gerektiriyor
-
Futbolda bilinç, yerli olmanın, yerli düşünmenin gerici değil aksine gerçek evrenselci ve ilerici bir tavır olduğunu düşünebilmeyi gerektiriyor
-
Futbolda bilinç, statik örgütsel yapıların değersizleşmeye mahkum olduğunu anlamayı gerektiriyor
-
Futbolda bilinç, oyuncu ve taraftar düzleminde insana yapılan yatırımın, bir çok lüzumsuz detaydan daha önemli olduğunu görebilmeyi gerektiriyor
Sonraki yazıda futbolda bilinci biraz daha sorgulayalım ve oradan da bir başka kavrama sıçrayalım: Paganizm.
Not: Ey okur, yorumlarını paylaşmaktan lütfen çekinme. Unutma bu da ‘futbolda bilincin’ bir parçası olabilirJ |